KAYGILANMAKTAN KAYGILANIYORUM

KAYGILANMAKTAN KAYGILANIYORUM

"KAYGILANMAKTAN KAYGILANIYORUM”

 

Kolum uyuşuyor, ya kalp krizi geçiriyorsam… Anne babam ölürse diye korkuyorum... Ütüyü fişte bıraktıysam... Eşim beni aldatırsa...  3 kez elimi yıkamadığımda çok kötü hissediyorum.” Çok tanıdık cümleler değil mi? Bunlar, evham, endişe,  panik olmak gibi terimlerle tarif edilen kaygı bozukluklarında çok sık kullanılan cümlelerdir.  Bazı kaygı bozukluğu türlerine örnek verelim:

 

  • Panik atakların sürekli olacağına dair kaygılar, “panik bozukluğu”
  • Diğer insanların kaçınmadığı şeylerden kaçınmayla kendini gösteren “fobiler”,
  • Sürekli tekrar eden düşünce veya davranışların olduğu “takıntı rahatsızlıkları”,
  • Sosyal ortamlarda performans sergilemekten kaçınma ile kendini gösteren “sosyal fobi”

 

Aşağıda kaygı döngüsü halinde tarif edeceğimiz bu isimler çok değişse de büyük başlığı “kaygıyı yönetememektir”.  Kişiye göre şiddeti, türü değişebilmekte ve çocuk, ergen, yetişkin bir çok kişide tek başına veya bir kaçı birlikte görülebilmektedir. Korku duygusu gerçek bir tehdit karşısında ortaya çıkarken kaygı duygusu çoğunlukla gerçek bir tehdidin olmadığı durumlarda hissedilir. Kaygılar öyle yoğunlaşır ki, kişiler adeta kaygı duygusunu yaşamamak için bir mücadeleye girerler. Bu nedenle bu rahatsızlıklar için  “kaygılanmaktan duyulan endişe” de diyebiliriz.

 

Kaygılar Gerçek Dışı İse Bunu Düşünüp Durmanın Faydası Ne?

 En çok sıkıntı veren konulardan biri kaygılı düşünceleri engelleyememektir. Özellikle takıntı rahatsızlıkları başta olmak üzere hemen her kaygıda bu düşünceler  yoğun haldedir. Burada zihnimizin kaygı üretmeye alışması söz konusudur. Çocukluktan  yetişkinliğe kadar hayatımızın belli dönem ve anlarına ait deneyimler zihnimizde bu otomatik sisteme yol açabiliyor. Tıpkı bağımlılıklardaki gibi. Özellikle çocukluk yıllarından kalma ve daha çok kişiliğin tüm boyutlarına yayılmış kaygı daha büyük ciddiyet arz etmektedir. Adeta zihin hayatın tadını kaygı duyarak çıkardığına inanır çünkü normallik duygusunun tadını bilmez.

 

Kaygı Duygusuyla Baş Etmeyi Öğrenmek Bireyin Kendisine İzin Vermesinden Geçiyor.

Kaygıların tedavisinde başlangıç ve kaynak çok önemlidir. Bu nedenle terapistiniz çoğunlukla sizin başlangıç öykünüzle ilgilenecektir. Her durumda sizin fark edemediğiniz tetikleyiciler olmuştur. Danışanın kaygılarıyla yüzleşebileceğini, onları yenebileceğini fark edebilmesi önem taşıyor. Terapi süreci bunu danışanın izin verdiği ölçüde ve hazır oluş durumuna göre irdeler ve çalışır.

 

Kaygı Bozukluğunuzun Kaynağı Neler Olabilir?

  • Çok öfkelendiğiniz bir durum nedeniyle kaygı bozukluğu yaşıyor olabilirsiniz çünkü zihniniz o öfkeyle baş etmek istemiyor olabilir.
  • Beklenmedik bir gasp edilme sizi dışarı çıkma konusunda güvensiz hissettirebilir.
  • Her insanın hayatında en az birkaç kez yaşadığı panik atak sonrasında bunun tekrar gelip sizi öldüreceğine dair kaygılarınız oluşabilir.
  • Ya da eve giren çıkandan sonra temizlik yapan bir anne ile büyümüş b ir çocuk için takıntı rahatsızlığı olasılığı çok yüksektir.
  • Daha sıra dışı olan “bir anda oturuyordum aniden anormal kaygılanmaya başladım” anlarıdır.

 

Normal Duygulara Geri Dönebilmek

Kaygıyla yaşamayı bir kabusa benzetebiliriz. Çok gerçekçiymiş gibi gelir ve hayatın tadı tuzu kalmaz. Bu kabustan kaçınmak ve kısa sürede rahatlayabilmek için zihnimiz bize acil rahatlama yöntemleri aratacaktır ancak ne yazık ki tedavinin kilit noktası da tam burasıdır. Kaygılarımız, evhamlarımız kaçındıkça tıpkı bir uyuşturucu bağımlılığı gibi giderek artar. Kısa süreli rahatlama geliştikçe gelecek kaygı atağı daha da şiddetlenir ve bu bir kısır döngü halinde büyür.  Kaygılanmaktan kaygılanır hale gelinir.

Fakat kaçınmamayı başarmak için kaygının kaynağının doğru anlaşılabilmesi ve doğru tedavinin düzenlenebilmesi gerekmektedir. Bu tedavinin içinde,  kaygının başlangıcı, tetikleyicileri, şiddeti, ilaç desteğinin gerekip gerekmediği, kişiye sağladığı kazançları, çocukluk kaynaklı başka besleyicilerinin olup olmadığı gibi daha pek çok faktör mevcut. Yine tüm bu sistemler, tüm duygular ve düşünceler arasındaki ilişki çalışıldıkça kişiler normal hissedebilmeyi, kaygıyı umursamamayı ve hatta kaygı üretmemeyi başarabiliyorlar.

Psikoterapi sürecinde tedavi ısrar veya  zorlama ile olmaz. Kaygılar danışanların hazır oluş düzeyine göre ele alınır.  Tüm veriler alındıktan sonra terapi buna göre düzenlenir ve asıl tedavi edecek olan “kaygının üzerine gitme süreci” işbirliği zemininde çalışılır. Böylece psikoterapi, bireyin sürekli rahatsız edici düşüncelerle meşgul olmak yerine hayatını normal duygularla yaşayabilmesine  olanak tanır.

 

Normali Yaşayabilmek Dileğiyle.

Uzm.  Kli.  Psk. Vildan Çelik